Instagram’ı biraz dikkatli kullanan ya da Mehmet Gürs‘ün çekim ekibindekilerden biriyle bir şekilde yakınlığı olan bir grup insan Ruhun Doysun‘dan haberdardı. Haberdardı da, ekibin İğneada’da harıl harıl ne çektiğini tam anlayamamıştık. Ta ki 23 Eylül 2017 Pazar günü, Beykoz Kundura Fabrikası’nda gerçekleşen tanıtım yemeğine kadar. Orada bulunan sınırlı sayıdaki davetliden biri olarak “Peki nedir bu Ruhun Doysun?” sorunuza benim anladığım haliyle cevap vermeye çalışacağım.

Grundig Türkiye‘nin;

  • daha rafine ve kaliteli yaşam için bir yolculuk” mottosuyla,
  • sosyal sorumluluk ve toplum bilinçlendirme niyetiyle yola çıktığı,
  • Mehmet Gürs ile birlikte İğneada’da çekimlerini gerçekleştirdiği,
  • 24 Eylül 2017 tarihinde Youtube kanalıyla izlenebilmeye başlanan,
  • belgesel kıvamındaki serüvenler dizisi diye tanımlayabilirim.

Bir başka açıdan, Grundig’in küresel alanda yürüttükleri “Respect Food – Gıdaya Saygı” projesinin Türkiye ayağı da diyebiliriz Ruhun Doysun’a. Unutmadan ekleyeyim, yine Mehmet Gürs’ün önderliğinde pek çok yeme-içme insanımızın bir araya gelmesiyle gerçekleştirilen YEDİ Konferansı da, Grundig’in Türkiye’deki önemliye değer verme, bilinçli bir yaşama ilham olma fikirlerinin ilk meyvesi olabilir herhalde. Bu arada Ruhun Doysun gibi yurtdışında yaptıkları projelerden bir örnek vermek gerekirse; Food for Soul ile Massimo Bottura’yla yaptıkları işler arasında….

Konumuza geri dönelim; Ruhun Doysun’da sadece videolardan oluşan bir yapı da yok aslında, ama temeller ve işin en yere değen kısmı Youtube kanallarında yayınlanacak videolardan oluşuyor. www.ruhundoysun.com üzerinden de tarifler, yazılar vb. başka şeyler de olacak. Editörü de Hürriyet İncili Gastronomi Rehberi için birlikte çalıştığımız yazar, Vogue’un yemek editörü ve 50 Best’in Türkiye, Yunanistan, Balkanlar sorumlusu Cemre Narin.

Tanıtım filmleri de şöyle;

Ruhun Doysun’un video tarafı için serüvenler dizisi diyorum çünkü 13 bölümden oluşan yapımın her bölümde bir başka tema işleniyor. 24 Eylül itibariyle yayınlanan bölümler, konuları ve konukları sırayla şöyle;

  1. Yemeğin Yolculuğu
  2. Doğaya Dönmek
    • Konu: Isırgan otunun neden kökünden değil de filizinden toplanmasından tutun, mantarın sofralara kattığı zenginliğe kadar, doğaya nasıl davranmamız gerektiği ile şehirden kaçıp doğaya dönüşünün verdiği huzuru anlatıyor.
    • Konuklar:
  3. Ateşin Etrafında
    • Konu: Bir kelimenin taşıyabileceği anlamlar bütününden çok daha fazlasını yüklenen “ocak” teriminin aslında hem yemek kültüründe hem de sosyal hayatımızdaki yeri ve sofra kavramının önemi… Örneğin Türkiye’nin %70’inden fazlası akşam yemeklerinde ya da haftasonu kahvaltılarda aile olarak bir araya gelip sofraya oturabiliyormuş. Hala!
    • Konuklar:

Peki Ruhun Doysun Gerçekten neydi ve İşlevini Yerine Getirebildi mi?

Açık konuşmak gerekirse yerel ürün, sürdürülebilir tarım, mevsimsellik, rafine mutfak, doğaya dönüş, kentten kaçış, üretmek, az tüketmek ve hatta tükenmek gibi kavramların dilimizi pelesenk olduğu son bir kaç yıl içerisinde, bunları derleyip toparlayacak ve popüler kültürün araçlarıyla, Türk halkının anlayacağı dilden anlatacak bir TV programı yapılamıyordu ve yapılamazdı da. –Nedenini sormayın, baka bir yazı konusu olarak ayrıca tartışırız.- Ruhun Doysun’un ilk üç bölümünü seyrettiğimde, bunları anlatan ilk yerli yapımı izlediğimi fark ettim.

Ruhumu doyurdu mu? Kısa ve hızlı bir cevap verecek olursam; evet, doyurdu. Memlekette iyi şeylere artık o kadar hasret kaldık. Öyle ya da böyle, bir konuyla ilgili sıradandan öte bir şey yapıldığında ona dört elle sarılası geliyor insanın. Bu anlamda Ruhun Doysun için, çok çalışılmış, bir hayli emek harcanmış, her kesimden insanın kolayca anlayabileceği bir içerik yaratılmış diyebilirim. Umarım beklenenden çok daha iyi tepkiler alarak yoluna devam eder.

Bu arada bir kaç eleştiri de yapmak isterim;

  • “Bizler” diyeceğim sabahtan geceye yeme-içme dünyasıyla yatıp kalkan kişiler için pek çok dostumuzu ekran karşısında seyredeceğimiz, belki küçük de olsa aradan detaylar yakalayabileceğimiz, zaman zaman ekranda gördüklerimize özeneceğimiz, güzel bir video içeriği olmuş. Şahsi fikrim şu; böyle bir yayın kalitesinde, böyle bir prodüksiyonla ve bu derece rahatlıkla-doğallıkla (biralar, viskiler, şaraplar, argolar vs.) bir TV kanalında mümkün değil yer bulamazdı.
  • Bu arada Netflix Türkiye’nin bu işi sahiplenmemesi de ayrı bir vahim durum. Chef’s Table meraklısı bir güruhun bandıra bandıra izleyeceği Ruhun Doysun’u yakalamak yerine, yerli kezbanoviç dizilere yatırım yapmalarına da pek bir şey söylemeyeceğim.
  • Grundig ekibinin Youtube içeriği olarak bunu yayınlaması da genele ulaşma anlamında doğru karar mı, ondan pek emin olamadım. Meraklısı için keyifli olabilecek ama sevmeyen için de iç gıcıklayacak et görüntüleri, toplumun belli kesimine baya uzak gelebilecek sohbetler, Youtube’un “amk” olmadan cümle kuramayan profili, bu anlamda yayın tarafında temel problemleri olabilir. Ama zaten niyeti de herkesi ortak paydamız olan yemekte toplamak olduğundan yine de şanslarını çok görüyorum. Nihayetinde işin ardında profesyonel bir ekip ve imza sayılabilecek pek çok isim var.
  • Televizyonda 84 bölüm yemek programı yapımcılığı yapmış biri olarak işin teknik kısmıyla ilgili gerçekten çok kişisel ve küçük sayılabilecek notumu da buraya eklemek isterim;
    • Çekimlerin ve kurgunun kalitesi bu ülkenin gördüğü örneklerin çok üzerinde. İzlediğim üç bölüm içerisinde zaman zaman konuların biraz dağıldığını hissettim. Nihayetinde bu ekip de bu işi ilk defa yapıyor. Yine de teşekkürler!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.